“İki nimet vardır ki insanların çoğu (onları değerlendirme hususunda)
aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.” Hz. Muhammed (S.A.V)

Zaman yönetimi: Şimdilerde 20 aylık olan kızım Mina doğduğundan beri her gün üzerinde en çok düşündüğüm şey. Herhalde hayatım boyunca zamanın kıymetini bu kadar çok anladığım başka bir dönem olmamıştı. Şimdi dönüp bakınca geçen yıllara vay canına diyorum, ne kadar bol zamanım varmış, ne kadar az bilmişim kıymetini.

Terapilerimde alışkanlık kazanmak, ya da değiştirmek isteyen danışanlarımla çalışırken, işe önce iz sürerek başlarız. Örneğin, kişi yeme davranışını değiştirmek istiyorsa izini sürer, ve notlar alır, ne zaman yiyor, ne yiyor, nasıl yiyor, nasıl hissettiğinde abur cubura yöneliyor vb.. Zaman yönetimi kazanmak isteyen danışanlarımla da benzer şekilde çalışıyoruz, önce sıradan bir haftasını, saat saat hatta dakika dakika not ediyor. Böylece bir gün içinde hangi işe ne kadar vakit ayırdığını somut bir şekilde görmüş oluyor çünkü bir şeyi yönetebilmek için evvela onu tanımak gerekiyor. Sonra da bu sıradan hafta içinde neyi nasıl değiştirebilir üzerine konuşuyoruz. Başkasının söküğünü dikmek konusunda gayet iyiyim.

Kendi söküğüme gelince mevzu, zamanımı nasıl daha iyi planlayabilirim üzerine uzun uzun düşünürken, işlevsel düşünmediğimi daha sonra bir danışanım sayesinde fark ettim. Zaman yönetimi konusunda kendisine yardım ederken gördüm ki kendi söküğümü yanlış yerinden tutuyormuşum. Onunla zamanının izini sürmesiyle ilgili çalışırken aynı ödevi kendime de verdim, eş zamanlı olarak kendi zamanımı takip ettim ve sonuçta gördüğüm şey karşısında bayağı şaşkındım. Sıradan bir haftamı takip ederken aylar boyunca kendime koyduğum günlük hedeflerin bazılarının gerçekçi olmaktan çok uzak olduğunu gördüm, kendimden fazla şey beklediğimi, günümün içinde o kadar da çok saat olmadığımı görmüş oldum, onları gerçekleştiremeyişimle ilgili kendimi affettim. Kızım Mina’yla geçirdiğim zamanı her zaman yetersiz buluyordum, takip edince, hayal ettiğimden, hesap ettiğimden çok daha fazla zaman geçirdiğimi görüp mutlu oldum. Yazı yazmak için ayırdığım zamanların çoğunu okuyorarak geçirdiğimi ve bir kere okumaya başlayınca kendimi durdurmakta zorlandığımı da görmüş oldum. Bir diğer katkısı da, bir süreci takip ederken çok daha özenli oluyoruz. Yazdığımız notu sadece kendimiz görecek olsak bile, günlük takip kağıdımızda, dakikalarca facebook sayfaları, instagram hesaplarında dolaştım yazdığını görmek istemiyoruz. Böylece sadece takip ederken bile daha iyi bir şekle koymaya başlıyoruz. Bu takip sürecini bir iki hafta devam ettirdiğimizde ise bu özen bir alışkanlığa dönüşüyor ve istediğimiz değişiklik gerçekleşmiş oluyor.

Böyle notlar almak konusunda bizde isteksizlik yaratan şeylerden biri, doğal bir süreci notlar alarak bölmenin yapay ve zorlama olduğu düşüncesi, ancak bir şeyi öğrenirken başlangıçta yapay tekrarlar yaparak o bilgiyi  otomatikleştiriyoruz.

Anlamaya çalışan, farklı farklı yollar düşünüp yaratıcı olmaya çalışan, hareket üreten düşünme biçimi sonuç veriyor.

Zaman yönetimi ile ilgili notlar alıp plan yapmak ilgili motivasyonumuzu düşüren başka bir etken de; işimizin başımızdan aşkın olduğu hissi ve plan yaparsak zaman kaybedeceğimiz düşüncesi olabiliyor. Kervan yolda düzülür diyip, işe hemen başlamış oluyoruz ama uzun vadede çok zaman kaybediyoruz. Diğer taraftan plan yapıyor olmanın, düşünüyor olmanın da vakit kaybettirdiği durumlar yok değil, gerçekçi olmayan planlar yapıp, işlevsel bir biçimde düşünmeyince düşünmenin kendisi gerçekten de ayağımıza dolanabiliyor veya bizi yavaşlatabiliyor. İşlevsel düşünmeye örnek olarak şöyle bir soru sorulur: Bir kıza aşık iki genç hayal edin, biri gece gündüz kızın bakışını gülüşünü düşünüyor, diğeri bu kız nelerden hoşlanır, nasıl biridir, nelerle ilgilenir bunları araştırıyor, ne yaparsam etkilerim üzerine farklı farklı yollardan alternatifler üretiyor. İkisi de gece gündüz düşünüyor ama hangi düşünme biçimi sonuca ulaştırır? Konu aşk olduğunda benim bununla ilgili net bir cevabım yok ama zaman yönetimi olunca cevabı çok açık aslında, anlamaya çalışan, farklı farklı yollar düşünüp yaratıcı olmaya çalışan, hareket üreten düşünme biçimi sonuç veriyor.

Zararın neresinden dönülse kar:

Kendi denememden yola çıkarsam aylarca zaman yönetimi üzerine düşünüp, hedefler koyup gerçekleştirememiş olmam bunun güzel bir örneği. Neyse ki zararın neresinden dönsek kar, bu da zaman yönetiminin bir parçası. Bir şeyleri değiştirmek için çok geciktiğimiz hissi de bazen işlerin sarpa sarmasına ve içinden çıkılmaz bir hal almasına sebep olabiliyor. Yanlış giden bir şey olduğunu hissettiğinizde çok kısa bir ara verip yeniden düşünmek, düzenlemek bile işleri toparlamak için çok büyük zaman kazandırabiliyor. Başarılı insanlar hatalardan ders alıp, düzeltmekten korkmayanlardan çıkıyor.

Bir işin ne kadar sürede yapılacağıyla ilgili beklentimiz zaman yönetimi konusundaki becerimiz de çok önemli bir belirleyici.

Kendi sıradan haftamı izlerken beni şaşırtan şeylerden bahsetmiştim, bunlardan biri de gündelik ev işlerine ayırdığım vakti çok daha fazla algılamış olmam ama bu işlerin aslında daha az zaman istiyor oluşuydu. Ev işleriyle ilgili zaman hesabı konusunda kötümser bir beklenti içindeymişim. Bir işin ne kadar sürede yapılacağıyla ilgili beklentimiz de zaman yönetimi konusundaki becerimizde çok önemli bir belirleyici. İşlerin çok uzun zamanda yapılacağını düşünüyor olmak, o işe başlama konusunda isteğimizi kırabilir, zihnimizde o iş için geniş bir zaman ayırdığımızdan, çalışırken dikkatimizi başka şeylerle bölmeye daha açık olabiliriz ve sonunda kendimizi yavaşlatarak yine tahmin ettiğimiz sürede bitirmiş oluruz. İşlerin gerektireceği zamanla ilgili aşırı iyimser olmak da zaman yönetimi konusunda bir engel olabiliyor. Geç kalan insanlar genellikle, zaman konusunda aşırı iyimser insanlar arasından çıkıyor, çünkü yetişecekleri ile ilgili beklentileri çok yüksek oluyor. Aşırı iyimser olmak aynı anda çok fazla iş yüklenmeyi ve sonuçta yine yetiştirememeyi de beraberinde getirebiliyor. İyimser ve kötümser düşünme biçimleri zaman yönetimi konusunda bizi verimsizleştirebiliyor, bu nedenle haftalık iş takibi yapmak bize realistik bir bilgi vererek zaman kazandırıyor. Bazen de bir işin daha başında o işin alacağı muhtemel süre konusunda bir fikrimiz olması gerekiyor. Bunun için proje hazırlarken üç muhtemel süre yazılıyor;

İyimser süre: Kendimiz, çevremiz ve işle ilgili hiç bir aksilik olmadan işin bitme süresi, Kötümser süre: Mümkün olan tüm aksiliklerin hayata geçtiği durumda işin bitme süresi ve

Gerçekçi süre: bu ikisinin arasında bir yerde yer alan ortalam süre. Prorjeyle ilgili işler bu ortalama süre düşünülerek yürütülüyor.

İşin muhtemel bitiş süresini gerçekçi belirledikten sonra, uzun sürecek işlerde, o işi parçalara bölebilmek, zamana yayabilmek, ara verip sonra işe tekrar dönebilmek de hem dikkatimizi tazeliyor hem de bizi tükenmişlik yaşamaktan koruyor.

Zaman yönetimi konusunda başka bir önemli beceri de önceliklerin doğru belirlenmesi. Önemli ve acil işlerimizi tasnif ettiğimizde, günlük hayatımızın aciliyetleri kovalamakla geçtiğini görebiliriz. Bu telaş içinde koştururken, gerçekten önemli olanlara, örneğin ilişkilerimize ya da uzun vadeli hedeflerimize bazen sıra gelemediği oluyor. Öncelik sıralamasında, ilk sıraya , acil ve önemli işleri, sonra aciliyetlerin arasına önemli ancak acil olmayan işleri yerleştirebilmek, önemli ve acil olmayanları ise en sona bırakmak gerekiyor.

Özetleyecek olursam, sıradan bir haftanızın saat saat dakika dakika izini sürmek, size zamanınızı nasıl geçirdiğinizle ilgili en doğru bilgiyi verecek. Gününüz içerisinde yapabileceğiniz değişiklikler, koyacağınız hedefler böylece daha gerçekleştirilebilir olacak. İşlerin muhtemel gerçekleşme süresini nasıl hesap ettiğinizde kazanacağınız farkındalık da size yardım edecek. Hedefi parçalara bölmek, zaman blokları ile çalışmak, ara verebilmek, öncelikleri belirlemek de zaman yönetimi becerilerinizi güçlendirecek.

gzt.com ‘da yayınlanmıştır.

Reklamlar